Ofis(GSM): 0538 313 18 81 Ofis(Sabit): 0312 295 64 71

ANNE SÜTÜ

  • Anne sütü doğada sadece annelere armağan edilmiş, ilk 6 ay başka hiçbir yiyeceğe gerek duyulmaksızın bebeğin ihtiyaç duyduğu besin öğelerini karşılayabilecek tek doğal besindir. Anne sütünün bebek için yararları ve uygunluğu bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış, tüm sağlık otoriteleri tarafından mecburi durumlar haricinde bebeğin “ilk 6 ay sadece anne sütü” ile beslenmesi tavsiye edilmiştir. Ayrıca emzirme anne ile bebeğin sağlığı üzerinde biyolojik ve psikolojik bir etkiye sahiptir. Anne doğum yaptıktan sonra bebeğini mutlaka hastanede emzirmeye başlamalıdır. Doğumdan sonra ilk 5 gün gelen süt kolostrum (ağız sütü) dur. Daha yoğun ve koyu sarı renkteki kolostrum bebeğin ilk aşısı olarak kabul edilir ve 1 damlası bile israf edilmeden mutlaka bebeğe verilmelidir. Bazı çevrelerde kolostrumun “kirli süt” olduğu gibi inanışlarla annenin bebeğe bu sütü vermesi engellenmektedir. Böyle uygulamaların yanlışlığı konusunda halkımızın bilinçlendirilmesi oldukça önemlidir. Kolostrum enfeksiyon ve alerjiden koruyan antikorlar ve akyuvarlar, Sekretuvar IgA, laktoferrin, makrofajlar. T ve B lenfositler gibi antienfektif etmenlerden zengindir. Barsağın olgunlaşmasını sağlayan, alerji ve intolerans gelişmesini önleyen epidermal büyüme faktörlerini içerir. Bilirubinin barsaktan atılmasını sağlayarak doğumdan sonra sıklıkla görülen sarılığın oluşmasını önler. Kolostrum olgun sütten daha fazla oranda protein içerir. Tüm bu nedenlerle kolostrum ayrı bir önem kazanmaktadır. Kolostrumun salgılandığı 5. günden sonra kademeli bir geçişle olgun süte ulaşılır. Olgun sütün içeriği bebeğin ayına ve emzirmenin süresine göre değişiklik göstererek bebek için en uygun besin olma özelliğini her daim korur. Emzirmenin anne ve bebeğe birçok faydası bulunmaktadır. Emzirme anneyi over kanseri, göğüs kanseri, osteoporoz ve anemiden; bebekleri ise tip 1 diyabet, obezite ve koroner kalp hastalıklarından korumaktadır. Emziren anneler doğum sonrası kilolarından daha sağlıklı ve çabuk kurtulurlar. Emme işlemi bebeğin ağız ve diş gelişimine katkı sağlar. Anne sütü bebek için en ideal besindir çünkü bebeğin ihtiyacı olan besin öğelerini yeterli olarak içermekte, her zaman bebeğe uygun sıcaklıkta ve steril olarak bulunmaktadır. Tüm bu nedenlerle bebeklerimizi ilk 6 ay mutlaka sadece anne sütüyle beslemeliyiz. Bebeklerin mide kapasitelerinin küçüklüğü ve anne sütünün kolay sindirilebilirliği göz önünde bulundurularak en geç 2- 3 saatte bir, günde 8- 12 kez emzirilmeleri gerekmektedir. Emzirme işlemi temiz, uygun sıcaklığın sağlandığı bir ortamda, anne ile bebek arasında göz teması kurularak yapılmalıdır. Böyle bir emzirme işlemi bebeğin fiziksel gelişimine olduğu kadar ruhsal gelişimine de katkı sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki sağlıklı bir nesil için anne sütü şarttır.
  • YAZ AYLARINDA GEBELİK VE BESLENME

  • Gebelik dönemi diğer dönemlerden farklı ve özen gösterilmesi gereken bir dönem. Rahat bir gebelik döneminin ardından sağlıklı bir çocuk dünyaya getirebilmek de anne ve baba adaylarının en büyük isteği. Ancak içinde bulunduğumuz yaz ayları ve aşırı sıcaklar anne adaylarına ilave yükler bindirerek rahat bir gebelik dönemi geçirmelerini zorlaştırıyor. Anne adayları beslenme düzenlerinde çeşitli değişiklikler yaparak yaz aylarının getirdiği yükleri hafifletebilirler. İşte anne adaylarına beslenme düzenlerinde yapabilecekleri değişikliklerle ilgili ipuçları; Sıvı alımınızı arttırın, mineral kayıplarını önleyin Yaz aylarında özellikle terleme yoluyla vücuttan su ve mineral kayıpları artmaktadır. Daha fazla sıvı alımıyla bu kayıplar yerine konulmalıdır. Sıvı kaybının yerine konulmasının en iyi ve etkili yöntemi bol miktarda su tüketmektir. Unutulmamalıdır ki su yaşam kaynağımızdır. Anne adayları yaz aylarında en az 2,5 litre su tüketmelidirler. Su tüketiminin yanı sıra diğer sıvı kaynaklarının seçimi de gebeler için büyük önem taşımaktadır. Özellikle kafein, karbondioksit ve yüksek şeker içeren içeceklerden uzak durulmalıdır. Süt ve süt ürünleri bu dönemde yüksek sıvı, mineral ve protein içeriğiyle özellikle tercih edilebilecek besin gruplarıdır. Terle oluşan tuz kaybını önlemek için bu gruptan olan ayran rahatlıkla tercih edilebilir. Ancak yaygın ödemi, hipertansiyonu, preeklemsisi olan ya da gebelik döneminde gelişen anne adayları tuzlu ayrandan uzak durmalıdırlar. Alternatif olarak evlerinde hazırladıkları, tuz yerine nane, maydanoz, buzla tatlandırdıkları ayranları tercih edebilirler. Probiyotik özelliği ve yüksek kalsiyum içeriğinden dolayı ve soğuk ikramıyla yazın ferahlatıcı bir içecek olarak, sıvı tercihinizi kefirden yana da kullanabilirsiniz. Probiyotikler barsak aktivitesini düzenlemeye yardımcı olacağı gibi, yaz ishallerini önlemekte de faydalıdır. Süt ürünlerinin yanı sıra anne adaylarının daha önceden getirdikleri ya da gebelik sırasında oluşan diyabetleri yoksa ve gebeliklerini hedeflenen kilolar içinde geçiriyorlarsa taze sıkılmış meyve sularını da tercih edebilirler. Sık sık ve azar azar beslenin Gebeliğin tüm dönemlerinde olduğu gibi özellikle gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ve yaz aylarında öğün sayısını arttırmak oldukça faydalıdır. Nispeten azaltılmış porsiyonlarla 3 ana ve en az 2, mümkünse 3 ara öğün yapılmalıdır. Bu şekilde düzenlenmiş bir beslenme planı gebeliğin ilk dönemlerinde sık görülen bulantı ve kusma şikayetlerinin daha az görülmesine yardımcı olurken, gebeliğin ilerlemiş dönemlerinde mideye yapılan baskıdan kaynaklanan mide yanması, reflü gibi şikayetleri de daha aza indirgeyecektir. Meyve ve sebze tüketiminizi arttırın, posa alımına dikkat edin Sebze ve meyveler vitamin, mineral, lif (POSA), su gibi bebeğinizin ve sizin sağlığınız için çok faydalı olan besin öğeleri ile yüklüdür. Özellikle yaz ayları meyve ve sebze çeşitlerinin en bol ve en taze olarak bulunduğu dönemdir. Bu nedenle yaz aylarında meyve ve sebze alımına özellikle önem verilmeli, faydalarından en yüksek derecede yararlanabilmek adına da sofralarımızda her renkten sebze ve meyveye yer vermeliyiz. Çünkü her meyve ve sebzeye rengini veren pigment aynı zamanda yararlı farklı besin öğelerini de sağlar. Meyve ve sebzelerin büyük kısmı sudan oluşur bu nedenle artmış meyve ve sebze tüketimi sıcak geçen yaz aylarında vücudun susuz kalmasını da engelleyecektir. Meyve ve sebzelerin yüksek posa içerikleri gebelik döneminde oluşan hormonal değişikliklerden kaynaklanan kabızlık gibi problemlerin üstesinden gelmeye yardımcı olur. Bol sebze- meyve ile birlikte posa içeriği yüksek tam buğday ekmeği, yulaf ezmesi, kepekli makarnalar, kuru baklagiller, kuru meyveler, esmer pirinç gibi posa içeriği yüksek besinlerin tüketilmesi kabızlık probleminin ortadan kaldırılmasına daha da yardımcı olacaktır. Besin zehirlenmelerine dikkat edin Aşırı sıcaklarda gebelerin dikkat etmesi gereken bir diğer önemli konuda besin zehirlenmeleridir. Özellikle yaz aylarında yiyecekler hızla bozularak, toksin ve bakteri oluşumuna neden olurlar. Açık yerlerde satılan ve temiz izlenimi vermeyen gıdaların tüketilmemesi oluşabilecek hastalıkların önlenmesinde önemli yer tutar. Tatlı isteğiniz için doğru alternatifleri seçmeye çalışın Anne adaylarının yaz aylarında tatlı yeme isteklerinin akla gelen ilk kurtarıcısı elbette ki dondurmadır. Dondurma gebelik döneminde artan kalsiyum ihtiyacını karşılamaya katkı sağlaması ve şerbetli hamur tatlılarıyla kıyaslandığında daha düşük enerjili olması nedeniyle iyi bir alternatiftir. Ancak daha az yağ almak adına kremayla yapılan dondurmalar yerine taze sütle yapılan dondurmaları tercih etmek önemlidir. Gebelik döneminde gereksiz kilo artışı ve fazladan yağ alımının önüne geçmek için sütlü tatlılar, kuru meyveler, limonlu- ballı sıcak su ve taze meyveler de tatlı isteğini gidermek için tercih edilebilir.
  • EMZİKLİLİK DÖNEMİ VE BESLENME

  • Emzirme, bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için en uygun beslenme yöntemidir. Anne ile bebeğin sağlığı üzerinde biyolojik ve psikolojik bir etkiye sahiptir. Emzirme sırasındaki enerji ve besin öğeleri ihtiyacı gebelikte olduğundan daha fazladır. Anne gebelikte iyi beslenmişse, ihtiyaçlarını kısmen karşılayabilecek yağ deposuna sahiptir. Bu yağ deposunun kullanılması ile doğumu izleyen ilk haftalarda anne kilo kaybeder. Emziklilik döneminde süt üretimi için gerekli olan enerji iki kaynaktan sağlanır:
    1. Gebelik süresince vücut yağı olarak depolanan enerji,
    2. Besin gruplarından gelen enerji. Süt veren kadın hem kendi vücudundaki besin öğeleri depolarını dengede tutmak hem de salgıladığı sütün karşılığı olan enerji, protein, mineral ve vitaminleri almak için yeterli ve dengeli beslenmelidir. Aksi takdirde kendi vücut depolarından harcamaktadır. Bu da sağlığının bozulmasına ve yetersiz süt salgılanmasına neden olmaktadır.
  • EMZİKLİLİK DÖNEMİNDE PÜF NOKTALARI

  • • Bebeklerinizi mümkünse ilk 6 ay boyunca yalnızca anne sütüyle besleyiniz.
    • Sütün büyük bir kısmı sudan oluşmaktadır. Bu nedenle emziklilik döneminde en az 2,5 litre (12 su bardağı) su tüketilmelidir. Aynı zamanda sıvı içeriği yüksek çorbalar, şekersiz kompostolar, ayran, süt, taze sıkılmış meyve suları vb. besinlerin tüketimleri de arttırılmalıdır.
    • Soğan, sarımsak, brokoli, kabak, karnabahar, acı baharatlar veya kuru baklagiller, anne sütünün tadını değiştirebilir. Bu durum bazı bebeklerde huzursuzluk (gaz oluşturması, emmeyi reddetme gibi) yaratırken, bazıları hiç fark etmeyebilir. Bebeğinizde ciddi birtakım huzursuzluklar gelişirse, bu tür besinler ya daha az sıklıkla tüketilmeli ya da hiç tüketilmemelidir.
    • Emziklilik döneminde sigara ve alkol kullanılmamalıdır.
    • Eski vücut ağırlığınıza dönmek için acele etmeyin. Emziklilik döneminde zayıflama diyeti yapmayın. Amacınız kilonuzu koruyabilmek olsun. Emzirme zaten kilo kaybına neden olan bir uygulamadır. Gebelik sırasında önerilenden fazla kilo aldıysanız her ay iki kilo kaybetmeniz normaldir.
    • Gıda katkı maddeleri içeren hazır çorbalar, salam, sosis, ketçap, mayonez vb. yiyecekleri tüketmeyiniz.
    • Emziklilik döneminde kalsiyum ihtiyacı artmaktadır. Yeterli kalsiyum alamayan annelerde kemiklerde yumuşama şeklinde beliren osteomalasi sık görülür. Artan kalsiyum ihtiyacının karşılanması amacıyla kalsiyum yönünden zengin olan süt, yoğurt ve peynir belirtilen miktarlarda düzenli olarak tüketilmelidir. Bu dönem de kalsiyumdan zenginleştirilmiş süt ve ürünleri de tüketilebilir.
    • Kansızlığa neden olduğundan yemeklerle birlikte çay içilmemelidir. Çay kuşluk, ikindi gibi öğün aralarında, yani yemek yendikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmeli, çaylara limon, limon suyu eklenmelidir. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmelidir.
    • D vitamini besinlerde bulunmaz. Ancak güneş ışınlarının doğrudan cilde yansıması ile sağlanır. Bu nedenle emzikli anne güneşlenmeye özen göstermelidir.
    • Pekmez kan yapıcı, şeker ise boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine tatlı olarak pekmez yenmesi kansızlığa karşı alınacak önlemlerden biridir.
    • Tarım ürünlerine haşare öldürücü ilaçlar atıldığından, sebze ve meyveler iyice yıkanmalıdır.
    • Yiyecekler hazırlanırken ellerin temiz olmasına dikkat edilmelidir. Eller sık sık sabunlu su ile yıkanmalıdır.
    • Başarılı bir emzirme için bebek rahat olmalı, yorgun ve tok olmamalıdır, burun delikleri temiz olmalı, rahat soluk alması sağlanmalıdır.
    • Bebeğin emme refleksi memenin ağzına yerleştirilmesi ile oluşur. Bebeğin ağzına birkaç damla süt sıkılarak tadını alması ve emmeyi başlatması istenmektedir.
    • Emzirme süresi her bebeğe göre değişebilir, doygunluğa ulaşması yani olgun sütü emmesi beklenmelidir.
  • ANNE SÜTÜNÜN FAYDALARI

  • • Yeni doğan bebek için en ideal besin anne sütüdür.
    • Anne sütü en doğal ve taze besindir.
    • Anne sütü kolay sindirilir.
    • Anne sütü her zaman temizdir, mikropsuzdur.
    • Anne sütü bebeğinizi hastalıklardan korur.
    • Anne sütü bebeğinizle aranızda özel sevgi bağı kurulmasını sağlar.
    • Doğumdan sonra ilk birkaç gün içinde gelen koyu ağız sütünü ziyan etmeden bebeğinize mutlaka veriniz.
    • Gebelik sırasında memenize masaj yaparak emzirmeye hazır duruma getiriniz.
    • Emziklilikte beslenmenize dikkat ederseniz sütünüz iyi gelir, bebeğiniz sağlıklı büyür.
    • Bebeğinize ilk 6 ay sadece anne sütü veriniz.
    • 6. aydan sonra anne sütü tek başına yeterli değildir. Bu ayda ek besinlere başlanmalıdır. Anne sütünü ek besinlerle birlikte 1-1,5 yaşına kadar verebilirsiniz.
  • GESTASYONEL DİYABET VE BESLENME TEDAVİSİ

  • Gebeliğinde şeker hastalığı tespit edilen birçok anne adayı bilgi eksikliği ve doğru yönlendirilmemeleri nedeniyle paniğe kapılır. Gestasyonel diyabet yani gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığı tedavi edilmediğinde iri bebek dünyaya getirme, gebelik sonrası hastalığın devam etmesi gibi birçok sorun ortaya çıkabilir ancak doğru beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite ile kolayca tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    GESTASYONEL DİYABET NEDİR?
    Diyabet, pankreastan salınan insülin hormonunun mutlak ya da göreli yetersizliği sonuca gelişen bir hastalıktır. Yani insülin yetersizliğine bağlı kanda şekerin yükselmesi olarak tanımlanabilir. Gestasyonel diyabet ise gebelikte görülen şeker hastalığıdır. Gestasyonel diyabet gebelik sırasında ortaya çıkar ve genellikle gebeliğin son bulması ile hastalıkta son bulur.

    GESTASYONEL DİYABETTE BESLENME
    Diyabet hastalığının tedavi yöntemi gebelik için geçerli olan doğru beslenme kurallarının gebenin diyetine adapte edilmesidir. Ancak bu beslenme programını sadece bir diyetisyen hazırlayabilir. Bu nedenle gestasyonel diyabet teşhisi konulduğunda zaman kaybetmeden bir beslenme uzmanına müracaat etmelisiniz.

    GEBELİK DİYABETİ OLAN ANNE ADAYLARINA BESLENME TAVSİYELERİ
    Günde 3 ana ve 3 ara öğün olmak üzere 6 öğün tüketin.
    Azar azar sık sık beslenme modeli ile günde 6 öğün beslenmek kan şekerinin gün içinde dalgalanmasını önler. Uzun süre aç kalırsanız kan şekeriniz önce düşer, ardından dokular parçalanarak şeker elde edilir, bu esnada atık madde olarak keton cisimleri kanda birikmeye başlar. Bu maddelerin düzeyinin yükselmesi annenin ve bebeğin sağlığını olumsuz etkiler.
    Öğün araları 2,5- 3 saat kadar olmalıdır. Hep benze saatlerde beslenilmeye özen gösterilmelidir.
    Bu şekilde beslenme kan şekerinizde dalgalanmalar ve dengesizlikler olmasını engelleyecektir.
    Kan şekerinizi hızla yükseltebilecek basit karbonhidratlardan kaçının. Yani düşük glisemik indeksli besinleri tercih edin.

    Lifli (posalı) besinleri tercih edin.
    Lifli besinler, midenin boşalma hızını ve ince bağırsaklardan glikoz emilimini yavaşlatarak kan şekerini dengelemektedir. Lifli besinler kurufasulye, nohut, mercimek, barbunya vb kurubaklagiller, esmer ekmek, bulgur, kepekli pirinç/makarna/erişte/un gibi kepekli tahıllar ve sebze- meyvelerdir.

    Günlük 2- 2, 5 litre su tüketilmelidir.
    Gebelik süresince kan hacminin artması ve amniyotik sıvının yenilenebilmesi için sıvı tüketimi çok önemlidir. Ödemlerin olmaması, vücudunuzdaki su ve elektrolit dengesinin sağlanması için su içmeyi alışkanlık edinin. Üstelik doğum sonrası süt verebilmeniz için yine bol miktarda su içmeniz gerekli. Gebelik süresince su içme alışkanlığı kazanmanız emzirme döneminde zorluk çekmenizin önüne geçecektir.

    Diyete ek olarak mutlaka yürüyüş gibi basit egzersizler yapılmalıdır.
    Gebeliğinizde fiziksel aktivite yamanıza engel teşkil edecek herhangi bir problem yoksa yürüyüş gibi hafif egzersizleri hayatınıza adapte edin.
  • BEL ÖLÇÜNÜZE DİKKAT EDİN

  • Obezitenin çağımızın en önemli hastalıklarından biri ve Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere birçok sağlık otoritesi de obezite ve neden olduğu diğer sağlık problemlerine karşı önlem almaya çalışmakta. Ancak öncelikli olarak obezitenin ne olduğunu bilmek ve buna karşı önlem almak en önemli nokta. Obezite; vücutta yağ kütlesinin aşırı artmasıdır. Yağ kütlesi vücutta artmaya başladıkça yağlanma bölgeleri de değişmekte ve bu yağlanma bölgeleri sağlık açısından önemli riskler taşımaktadır. Peki bu yağlanma bölgeleri ve kriterleri nelerdir?

    Elma ve armut tipi vücut nedir?
    Yağın bedenin alt bölümlerinde; basen ve kalçalarda toplanmasına jinoid yani armut tipi, üst bedende toplanmasına android yani elma tipi şişmanlık denir. Özellikle halk arasında elma tip şişmanlık olarak bilinen android tip özellikle kardiyovasküler hastalık riski açısından önem taşımaktadır.

    Bel çevresi neden önem taşımaktadır?
    Bel çevresi kronik hastalık riskini belirleyen metabolik sendrom kriterleri içerisinde yer almaktadır. Kolesterol, sigara kullanımı gibi bilinen kalp hastalığı riskleri bu kriterler içinde yer almazken bel çevresi ölçümü önemli bir risk faktörü olarak metabolik sendrom kriterlerinin arasında yerini almaktadır.

    Bel çevremiz kaç cm olmalı?
    Bel çevresinin erkeklerde 102, kadınlarda 88’in üzerinde olması kardiyovasküler hastalık riskini arttırmaktadır. Bunun yanı sıra HDL kolesterolün 40’ın altında olması, trigliserid değerinin 150’nin üzerinde olması, kan basıncının 140- 90’ın üzerinde olması ve açlık kan şekerinin 110’un üzerinde olması kalp hastalığı riskini arttıran faktörler arasında sayılabilir.

    Elma tipi vücut, armut tipi vücuda dönüşebilir mi?
    Vücut şekli değiştirilebilen bir faktör değildir vücut tipiniz armut şeklindeyse ancak daha küçük bir armuta ya da elma şeklindeyse küçük bir elmaya dönüşebilir. Bireyler vücut tiplerini kabullenmelidirler. Özellikle elma tipi vücuda sahip olan bireyler bel ve kalça ölçülerinin birbirine yakın olması nedeniyle kronik hastalık riskini daha fazla taşımaktadırlar.
  • DİYABETTE BESLENME

  • Diyabette Diyetin Önemi Nedir?
    Diyabet tedavisinin amacı kan şekeri düzeyinizi normal sınırlar içerisinde tutarak, kısa veya uzun dönemde oluşabilecek sağlık sorunlarını önlemek veya geciktirmektir. Diyabetin tedavisi aşağıdaki tedavi prensiplerini içermektedir,
    1- Sağlıklı beslenme ve egzersiz
    2- Sağlıklı beslenme, ağızdan alınacak antidiyabetik (OAD) ilaçlar ve egzersiz
    3- Sağlıklı beslenme, insülin tedavisi ve egzersiz
    4- Sağlıklı beslenme, ağızdan alınacak antidiyabetik (OAD) ilaçlar, insülin ve egzersiz
    Görüldüğü gibi diyabet, yaşamınızda başta beslenme alışkanlıklarınız olmak üzere bazı değişikliklerin oluşmasını gerektirmektedir. Kan şekerini oluşturan asıl kaynak yiyeceklerdir ve bu nedenle sağlıklı beslenme diyabette tedavinin temelidir.

    Beslenme Planımda Öğün Sayısı Ne Olmalı?
    Gün içinde yemeniz gereken öğün sayısı diyabetinizin tipine, aldığınız medikal tedaviye, fiziksel aktivite düzeyinize ve o andaki kan şekeri düzeyinize bağlı olarak değişir.
    İnsülin kullanan Tip 1 ve Tip 2 diyabetlilerin sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği olarak üç ana öğün öğünler arasında ve gece yatmadan önce üç ara öğün olmak üzere altı öğün beslenmesi gerekir.
    Genellikle yapılan yanlış insülin enjeksiyonunu yaptıktan sonra yarım saat beklemeden hemen veya 5 dakika sonra yemek yenilmesidir. Bu tarz hatalar öğünden sonra kan şekerinin yükselmesine neden olur.
    Yapılan bir diğer yanlış ise açlık hissi oluşmadığı için ara öğünlerin yapılmaması veya ara öğünde yenilen yiyecek miktarının ve çeşidinin azaltılmasıdır. İnsülin kullanan bir kişide ara öğünün yapılmaması, bir ara öğünün atlanması veya yenilen yiyecek miktarının ve çeşidinin azaltılması şeklinde yapılan uygulamalar kan şekerinin düşmesine ki buna hipoglisemi denir- neden olur.

    Niçin Bir Diyetisyenle Görüşmem Gerekiyor?
    Az öncede söylediğimiz gibi kan şekerini etkileyen asıl faktör yiyeceklerdir. Ve diyabetin tedavisinde yukarıda belirttiğimiz 4 yöntemden hangisi kullanılıyor olursa olsun “tıbbi beslenme tedavisi” şarttır. Tıbbi beslenme tedavisini de diyetisyenler yürütür.
    Yediğim yiyecekler kan şekerimi nasıl etkiliyor?
    Bir günde kaç kalori almam gerekir?
    Tedavime göre öğün saatlerini nasıl ayarlayabilirim?
    İhtiyacım olan enerjiyi alabilmek için hangi yiyecekleri yemem gerekir?
    Daha az yağ tüketimini nasıl sağlayabilirim?
    Egzersiz planıma göre beslenme düzenimde yapmam gereken değişiklikler nelerdir?
    Hipoglisemiden korunmam ve tedavi etmem için ne yapmam gerekir?
    Diyetisyenlerden yukarıdaki sorularınızın ve diğer birçok sorunuzun cevabını öğrenebilirsiniz.
    Diyetisyeniniz sevdiğiniz yiyecekleri içeren sağlıklı beslenme planınızın oluşmasında ve beslenme alışkanlıklarınızın değişmesinde size yardımcı olacak kişidir.

    Şeker Ve Şeker İçeren Yiyecekleri Yiyebilir miyim?
    Kan şekerinin kaynağı, çeşitli yiyeceklerde bulunan karbonhidrat adı verilen besin öğesidir. Karbonhidrat içeren yiyecekler sofra şekeri, şekerli yiyecekler (bal, reçel, pekmez, marmelat, şekerli meyve suları, meşrubatlar, çikolata, dondurma ve tatlılar gibi), un ve undan yapılan yiyecekler (ekmek, yufka, erişte, makarna gibi), pirinç, bulgur, kuru baklagiller, patates, sebzeler, meyveler, yoğurt ve süttür. Ancak bu yiyeceklerin içindeki karbonhidratların kan şekerini etkileme hızları birbirinden farklıdır. Bu nedenle yiyecekler kan şekerini hızla yükselten karbonhidratlı yiyecekler (basit karbınhidratlar) ve kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükselten karbonhidratlı yiyecekler (kompleks karbonhidratlar) olmak üzere iki gruba ayrılır.
    Şeker ve şeker içeren yiyecekler vücuda enerji verir ancak bu tür yiyeceklerin yenilmesi kan şekeri kontrolünü bozar. Sofra şekeri, reçel, bal, marmelat, pekmez, hazır meyve suları, pasta, kek, tatlı, şekerli bisküvit, çikolata, helva gibi yiyeceklerin içindeki karbonhidrat basit karbonhidratdır yani kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltirler. Ayrıca başta diş çürüklüğü olmak üzere, şişmanlık, kalp hastalığı, barsak hastalıkları gibi bir çok sağlık sorununun oluşmasına neden olurlar.
    Vücudun ihtiyacı olan enerjiyi kompleks karbonhidratlardan karşılayarak kan şekerinin daha geç ve daha yavaş yükselmesini sağlayabilirsiniz.Yediğimiz sebze, meyve, ekmek, pilav, makarna, çorba, kuru baklagiller gibi çeşitli yiyeceklerin içindeki karbonhidratlar yani kompleks karbonhidratlar, vücudumuzda şekere yani glikoza dönüşür. Ancak bu yiyeceklerin içindeki karbonhidratların şekere parçalanma hızı yavaş olduğundan kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükseltirler.

    Diyabetli Bir Kişinin Herkesten Farklı mı Beslenmesi Gerekir?
    Diyabeti olmayan bir kişinin de rafine şeker tüketimini kısıtlaması, doymuş yağ ve kolesterolden zengin olan et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyecekleri belirli bir miktarda tüketmesi, az az ve sık sık yemek yemesi gerekmektedir. Sağlıklı beslenme için aşağıdaki besin öğelerini içeren yiyeceklerin yeterli miktarlarda ve öğün içinde dengeli bir şekilde alınması gerekmektedir.
    Karbonhidrat(tahıllar, un ve undan yapılmış yiyecekler, kuru baklagiller, patates, sebze ve meyveler, süt, yoğurt)
    Protein(et, yumurta, peynir, süt, yoğurt)
    Yağ(yağ ve et, yumurta, peynir, süt, yoğurt gibi yağ içeren yiyecekle)
    Vitamin ve Mineral(sebze ve meyveler başta olmak üzere tüm yiyecekler)
    Posa(sebze, meyve, tam taneli tahıllar).

    Diyabette Beslenmeye Genel Bir Bakış:
    Ø İdeal vücut ağırlığına ulaşılmalı ve o kiloda kalınmalıdır.
    Ø Sık sık, azar azar (3 ana, 3 ara öğün şeklinde) beslenilmeli ve öğün atlanmamalıdır.
    Ø Öğün araları 2,5- 3 saat kadar olmalıdır.
    Ø Şeker ve şeker içeren (reçel, çikolata, pasta, meşrubat, tatlı gibi.) tüm besinlerden kaçınılmalıdır.
    Ø Kompleks karbonhidratlara öncelik verilmelidir. (kuru baklagiller, tam tahıllar)
    Ø Tek başına meyve veya taze sıkılmış meyve suyu tüketilmemeli, yanında mutlaka protein içeren bir besin bulunmalıdır.
    Ø Süt, yoğurt ve peynirin yarım yağlı, hatta yağsız (light) olanları tercih edilmelidir.
    Ø Kırmızı et yerine, beyaz ete (balık, hindi, tavuk) öncelik verilmelidir. Ancak beyaz et de olsa aşırıya kaçılmamalıdır.
    Ø Etlerin görünen yağları, tavuk ve hindinin derisi ayrılmalıdır.
    Ø Et içeren yemeklere ilave olarak yağ eklenmemelidir.
    Ø Sebze yemekleri az su ile pişirilmeli, yemeklerin yağlı suları tüketilmemelidir.
    Ø Kızartma, kavurma işlemleri yerine; haşlama, ızgara, buğulama ve fırında pişirme yöntemleri tercih edilmelidir.
    Ø Doymuş yağ içeren margarin ve tereyağından uzak durulmalı, doymamış yağ içeren bitkisel sıvıyağlar tercih edilmelidir.
    Ø Lifli (posalı) besinler, midenin boşalma hızını ve ince bağırsaklardan glikoz emilimini yavaşlatarak kan şekerini dengelemektedir. Aynı zamanda kan kolesterolü ve kan basıncını da arzu edilen seviyelerde tutmaya yardımcı olmaktadır. Midede, su ile birlikte şişerek tokluk hissi vermektedir. Bu nedenle lifli besinlerin tüketimi arttırılmalıdır.
    Lifli besinler:

    Kurubaklagiller (kuru fasulye, nohut, mercimek, soya fasulyesi, kuru barbunya)
    Kepekli Tahıllar ( esmer ekmek, bulgur, kepekli pirinç/makarna/erişte/un)
    Sebze ve Meyveler (Mümkünse soyulmadan kabukları ile yenebilir)
  • EN SEVDİĞİNİZ BESİN EN BÜYÜK DÜŞMANINIZ OLABİLİR…

  • Yediğiniz besinler sizi hasta ediyor olabilir mi? Yıllardır nedenini bulamadığınız kilo problemleri, bağırsak problemleri, ödem, kronik yorgunluk, baş ağrısı gibi şikayetlerinizin nedeni tükettiğiniz bir veya birkaç besin olabilir.

    BESİN İNTOLERANSI NEDİR?
    Besin intoleransı, kendini birçok farklı şekilde gösterebilen, vücudunuzun belli besinlere karşı gösterdiği olağandışı bir reaksiyondur. Yediğimiz ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz birçok besin, vücudumuzda olumsuz etkiler yaratıyor olabilir. Örneğin çok sağlıklı olduğunu düşündüğümüz bir yumurta eğer vücudumuz tarafından sindirilemiyor ise, vücudumuz bu yumurtanın içindeki proteinlere karşı tepki vermeye başlar. Bu olumsuz etki "Besin İntoleransı" olarak adlandırılır ve vücutta kilo almadan, birçok kronik rahatsızlığa kadar olumsuz etkilere yol açar.
    Besin alerjisi gibi hayatı tehdit edici olmamasına kaşın, besin intoleransının, bireylerin normal sağlıklı bir hayat yaşamalarına belirgin ve ağır şekilde etki edebileceği göz ardı edilmemelidir. Besin intoleransı son derece yaygındır ve nüfusun %45'ini etkisi altına aldığı tahmin edilmektedir. Besin intoleransı yaşayan birçok insan birden çok semptom deneyimler. Semptomlar çoğu zaman belirsizdir ve problemin asıl sebebi olan besin her zaman doğru tanımlanamaz. Bireyler genellikle, hasta gibi hissetmekten, şişkinlikten ve her zaman yorgun olmaktan şikayet ederler.

    BESİN İNTOLERANSININ VÜCUDA ZARARLARI NELERDİR?
    Besin intoleransı; ŞİŞMANLIK, KİLO VEREMEME, MİGREN, AKNE, Nedeni bilinemeyen ÖDEM, GAZ, ŞİŞKİNLİK, KABIZLIK, Kronik YORGUNLUK, Cilt problemleri(örn: SİVİLCELER, KAŞINTI, NÖRODERMATİT, Kronik EGZEMA vs), Romatizmal Hastalıklar, ASTIM, İSHAL, MİDE KRAMPLARI, DEPRESYON, UYKU BOZUKLUKLARI, BAŞ AĞRISI, SOLUNUM YOLU HASTALIKLARI, KRONİK FARANJİT, Sürekli NEZLE, EPİGASTRİK AĞRILAR, AĞIZDA YARALAR, CHRON HASTALIĞI, IRRITABLE BARSAK SENDROMU, Kronik Burun Akıntısı, Sık Gribe Yakalanma, Otistik Spektrum Bozukluğu, SEDEF HASTALIĞI, NÖRODERMATİT, ÜRTİKER… gibi birçok hastalığa yol açabilir.

    BESİN İNTOLERANSI VE BESİN ALLERJİSİ AYNI ŞEY DEĞİLDİR
    Klasik bir besin alerjisi (yer fıstığı ya da kabuklu deniz hayvanlarına alerji gibi), genellikle ani gelişen ya da sıklıkla immun sistemin belli bir besine maruz kalmasıyla şiddetli reaksiyon geliştirmesiyle karakterizedir.
    Besin alerjisinin semptomları; hapşırma, kızarıklık, deri/cilt iritasyonu, kabartılar, burun akıntısı, aşırı yorgunluk hali, diyare ve kusmadır. Semptomlar normalde, 2 saate kadar ertelenebilmelerine rağmen, uyarıcı besinin yenmesi ya da dokunulmasıyla oluşur.
    Besin alerjisi, duruma bağlı teşhisiyle nüfusun sadece %2,5'unda görülür. En sık rastlanan örnekler; yer fıstığı, ağaçta yetişen çerezler (badem ve brezilya fıstığı), yumurta, süt, balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.
    Gıda alerjisi, gıdayı alır almaz anafilâksiye kadar gidebilen çeşitli belirtiler ortaya çıkar ve IgE antikorlarının yükselmesi ile bilinir. Bu gıda İntoleransı değildir. Gecikmeli gıda alerjisi olarak da bilinen Besin İntoleransında belirli bir besinin tam olarak sindirilememesi ile daha uzun sürede ortaya çıkan ıgG antikorları yükselir.
    Besin alerjisi kaynaklarına maruz kalınması durumunda, vücut bu besinlerde bulunan alerjenlerle savaşması icin spesifik antikorlar (IgE) üretir. Besinin sonraki tüketiminde, immun sistemde histamine ve diğer doğal yolla oluşan kimyasalların salınımıyla bir immun yanıt başlatılır. Besine karşı geliştirilen alerjik reaksiyonlar ciddiyetlerine göre oldukça çeşitlenebilir ve bazen ölümcül olabilir.
    Gıda İntoleransında ise yediğimiz yiyeceklerin olumsuz etkisi 3- 24 saat arasında çıkmaya başlar. Normal beslenen bir insan, 24 saat içinde birçok yiyecek yediği için, yaşadığı sorunun gıdadan olduğunu bilse bile hangi gıdadan olduğunu tespit etmesi çok zordur.
    Örneğin sabah çikolata yemiş ve sonra geceye kadar 2 öğün yemek yemiş biri, gece yatmadan ortaya çıkacak bir bağırsak sorununun sabah yemiş olduğu çikolatanın içindeki süte bağlayamaz. Gıda intoleransınızın olması, belirli gıda bileşenlerine karşı vücudunuzda ters bir reaksiyon oluşacağı anlamına gelir. Bu durum, bağışıklık sistemi ile ilintili değildir. Bu bağlamda gıda alerjisinden çok farklıdır.

    BESİN İNTOLERANSI TESTİ NASIL UYGULANIR?
    Gıda intoleransı testi, parmak ucunuzdan alacağımız bir damla kanı inceleyerek vücudunuzun hangi besinlere karşı intoleransı olduğunu tespit eder ve neticeye göre uygulamanız gereken beslenme programını oluşturmada yardımcı olur. Parmak ucunuzdan alınan kanla IgG antikorları incelenerek yaklaşık 7- 10 günlük bir süreçte intoleransınız olan besinler size bildirilir. Diyetisyen tarafından hazırlanan ve intoleransınızın tespit edildiği besinler bir süreliğine diyetinizden çıkarılarak ve yerine muadili olan yiyecekler konularak hazırlanan beslenme programını uygulamaya başladıktan sonra yakınmalarınızın azaldığını gözlemlemeye başlarsınız.
    Dünya Sağlık Örgütüne göre dünya nüfusunun yarısında GIDA İNTOLERANSI vardır.1 milyar kişide tanısı konmuş Gıda İntoleransı vardır ve WHO bu rakamın 2015 de 2,5 milyara ulaşacağını öngörmektedir.
  • DİYET KİŞİYE ÖZELDİR

  • Zayıf olmak veya öyle gözükmek isteği yıllardır insanları hayallerini süslemekte. Özellikle son yıllarda insanlara dayatılan “0” beden olgusu insanları sürekli, düşük kalorili diyetler yapmaya, zayıflama ilaçları kullanmaya yöneltmekte. Diyetlerin bu kadar popüler olduğu bir dönemde insanların birbirinden aldığı diyetleri uygulamaya çalışmaları da kaçınılmaz son olmuş durumda. Ancak bilinmelidir ki diyet kişiye özeldir. Peki neden?
    Herkesin Metabolizma Hızı Farklıdır: Öncelikle en önemli konudan başlamakta fayda var. Herkesin metabolizmasının çalışma hızı farklıdır ve bu sizin kilo vermenizi etkileyen en önemli faktördür. Yani komşunuzun diyeti size kilo verdirmeyebilir çünkü onun yedikleri sizin metabolizma hızınız için fazladır ve kilo veremezsiniz.
    Biyokimyasal Bulgular: Kanınızdan alınan biyokimyasal bulgular oldukça önemlidir. Çünkü metabolizmada birçok hormon ve enzim görev alır. Herhangi bir hormonun eksikliği ya da fazlalığı sizin kilo vermeniz önündeki en önemli engel olabilir ve siz ne kadar çabalarsanız çabalayın kilo veremeyebilirsiniz. Bunun yanı sıra yanlış beslenme alışkanlıkları ve internetten edinilen şok diyetler sizin yeterli besin alamamanıza sonucunda çeşitli hastalıkların oluşmasına neden olabilir. Çok sık karşılaşılan bir örnek gösterilecek olursa kolesterolü yüksek olan bir bireyin internetten bulduğu bir protein diyetini yapması yağ oranı yüksek olan et ve peynir ürünlerini bolca tüketmesine kolesterolünün daha da yükselmesine neden olacaktır.
    Alışkanlıklar ve Yaşam Tarzı: Diyet bireyin yaşam şekline göre düzenlenmelidir. Çalışan bir bireyin diyetiyle bir ev hanımının diyetinin aynı olması o diyeti yapılamaz bir hale getirecektir. Doğru zamanda doğru besinleri temin edemeyen birey bir süre sonra diyeti eziyet olarak görecek ve kısa zamanda kopmalar yaşayacaktır.
    Çok Yönlü Yaklaşım: Diyet tüm bu faktörleri bir bütün şeklinde ele alabilecek bir uzmanın elinden çıkmalıdır. Beslenme uzmanları yukarıdaki faktörleri göz önünde bulundurarak bireye özgü sağlıklı beslenme programını hazırlayarak sağlıklı ve dengeli kilo kaybını sağlarlar. Bu nedenle kilo problemi yaşayan veya herhangi bir nedenle beslenme programına ihtiyaç duyan bireyler bir beslenme uzmanına başvurmalıdırlar.
  • EKMEĞİ KESTİM AMA…

  • Eminim ki benim gibi birçok meslektaşımın en çok duyduğu, sonunu getirmenin çok da zor olmadığı yarım kalmış cümlelerden biridir bu. Her an her yerde karşınıza çıkabilir; bir aile sohbetinde, danışanınızın daha önceki diyet deneyimlerini sorgularken, yıllardır kilolarıyla boğuşan sizin diyetisyen olduğunuzu öğrenmiş herhangi biriyle konuşurken... Burada ki örneklerinden ve sizinde deneyimlerinizden anlayabileceğiniz gibi ekmek yemiyerek kilo verilmez. Yıllardır mağdur duruma düşürülmüş, her diyet başlangıcında dışlanmış, hep kötü olarak anılmış ekmeği gelin temize çıkaralım. Ekmek vücudumuz için gerekli olan 3 temel besin ögesinden biri olan karbonhidratların en önemli kaynağıdır. Sağlıklı bir bireyin diyetinin yaklaşık %55- 60'ı karbonhidratlardan oluşmalıdır. En önemli yiyeceklermizden biri olan ekmeği hayatımızdan çıkararak bu %55- 60'lık oranı sağlamamız da imkansız görünmektedir. Bu nedenle ekmeğin tüketilmediği diyetler ya besin ögelerinin belirlenen doğru oranlarını içermediği ya da bu besin ögelerinin yetersiz olduğu diyetlerdir. Bu diyetler eşliğinde verilen kilolarda kısa zamanda geri alınır ve uzun vadede bu şekilde diyetlere devam edilmesi çeşitli sağlık problemlerine neden olabilir. Ayrıca unutulmamalıdır ki diyetimizde yer alan ekmekler bizim tatlı krizlerimizin en büyük düşmanıdır. Kontrolsüzce tatlı tüketen birçok bireyin diyeti ekmekten yoksundur ve ekmek açlığı vücut için bir karbonhidrat açlığıdır. Bu açlık sonucunda vücut karbonhidratlara daha büyük bir ilgi duyacak ve bu ilgi bireyin tatlıyla buluşması olarak son bulacaktır. Karbonhidratların ve karbonhidratların en önemli kaynağı olan ekmeğin beyin başta olmak üzere vücudun kullandığı en önemli yakıt olduğunu unutmamalı ve ekmeğe öğünlerimizde mutlaka yer vermeliyiz. Ekmek yiyerek zayıflamanın daha kolay olduğunu da ayrıca hatırlatırım. Yanlış anlaşılmalara, fazlaca ve sadece ekmek tüketimine neden olmamak adına şu uyarıda bulunmakta yarar var; sağlıklı bir birey olmak, ideal kilomuza ulaşmak ve bunu korumak adına tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli bir biçimde almalı, tek tip beslenmeye yönelik alışkanlıklardan uzak durmalıyız.
  • ŞOK DİYETLERİN HAZİN SONU: YOYO ETKİSİ

  • Kilo problemiyle boğuşan çoğu kişinin yaptığı hataların başında hızlıca kilo vermeye çalışmak geliyor. Hızla kilo vermenin yolu da besin alımlarını aşırı derecede kısıtlamak ve yoğun fiziksel aktivite yapmaktan geçiyor. Bu şekilde hızlıca verilen kiloların geri ve fazlasıyla alınması da verildiği kadar hızlı oluyor. Peki neden? Çünkü vücudumuz çoğumuzun tahmin ettiğinden çok daha akıllıca çalışan bir mekanizmadır. Vücut her duruma olduğu gibi açlığa da çeşitli tepkiler ve adaptasyon gösterir. Öncelikle besin alımının aşırı kısıtlanmasının sonucunda metabolizma buna adaptasyon sağlayarak yaşamını devam ettirmek için gerekli olan enerjiyi yani “metabolizma hızını” azaltmaya başlar. Bu durumun yanı sıra aşırı kısıtlanmış besin alımıyla “açlık sinyalini” alan metabolizma normal beslenme düzenine geçildiğinde ileride tekrar açlıkla karşılaşacağını düşünerek fazladan alınan enerjiyi yağ dokusu olarak depolamaya başlar. Sonuç olarak ne mi olur bir süre sonra besin alımınızı ne kadar kısıtlarsanız kısıtlayın kilo veremez olursunuz. Diyeti bıraktıktan sonrada eski kilonuzun üstüne çıktığınızı görürsünüz ve fazladan almış olduğunuz kiloları vermek artık daha da zorlaşmıştır. Diyet kişinin metabolizma hızını yavaşlatmamalı, besin alımlarını aşırı kısıtlamamalı ve en önemlisi bireye özgü planlanmış olmalıdır. Diyet sırasında bireyin yanlış beslenme alışkanlıkları nedenleri ile birlikte kişiye anlatılmalı yani diyetin bir basamağı olan “davranış değişikliği programı” hayata geçirilmelidir. Bunun yanı sıra kişiye uygun fiziksel aktiviteler planlanmalı ve fiziksel aktivite alışkanlığı da kişiye verilmelidir. Diyet yapmak aç kalmak ya da vücudumuza aç olduğu sinyalini vermek değildir. Bu durumda diyet bir esaret, diyetin sona ermesi de bir özgürlük değildir. Kilo verme sürecinizi tamamladıktan hemen sonra eski yanlış beslenme alışkanlıklarınıza geri dönmeniz kilo almanızı kaçınılmaz kılacaktır. Bu nedenle ideal kilonuza ulaştığınızda mutlaka uzun vadeli bir koruma programı uygulayınız.
  • OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARINDA BESLENME

  • Okul çağı döneminde sağlıklı beslenme; çocukların derslerde ki başarısını etkileyen oldukça önemli bir konudur. Ancak yeterli ve dengeli bir beslenme çocukların yeterli fiziksel ve zihinsel gelişimlerini sağlayabilir. Aynı zamanda okul çağında kazanılan doğru beslenme alışkanlıkları çocukların ileri yaşamlarında bu beslenme alışkanlıklarını sürdürmelerine ve sağlıklı bir birey olmalarına katkı sağlar.
    Yapılan çalışmalarda, yetersiz ve dengesiz beslenen öğrencilerin dikkat sürelerinin kısaldığı, algılamalarının azaldığı, öğrenmede güçlük ve davranış bozuklukları çektikleri, okulda devamsızlık sürelerinin uzadığı ve okul başarılarının düşük olduğu ortaya konmuştur.
    Okul çağı çocuklarının sağlıklı beslenmelerinde birçok kişiye görev düşmektedir. Öncelikle çocuğun öğretmeni, ailesi, okul yönetimi ve yiyecek- içecek hizmeti sağlayan kuruluşlar vb.
    Okula başlayan öğrenciler günlerinin büyük bir kısmını okulda geçirmektedirler ve bu nedenle ailelerinden çok öğretmenleriyle birlikte olmakta, kendilerine öğretmenlerini örnek almakta, doğru bilgi ve alışkanlıkları öğretmenlerinden kazanmaktadırlar. Bunun yanı sıra aynı süre zarfında öğretmenlerde çocukları gözlemleme fırsatı bulmaktadırlar. Bu nedenle öğretmenler öğrencileri temel beslenme bilgileri konusunda aydınlatmalı, kazanılan bilgilerin davranışa dönüştürülmesini desteklemeli, yanlış beslenme alışkanlıklarına zamanında müdahale etmeli, kendi beslenme davranışlarıyla çocuklara örnek olmalı ve çocukların büyüme- gelişmelerini dikkatlice takip etmelidir. Bunun yanı sıra okul yönetimleri yiyecek- içecek hizmeti sağlayan kuruluşları dikkatlice denetlemeli ve sağlık kurallarına uygun besinleri öğrencilere sağlamaya çalışmalıdır. Ailelerde çocuklarının sürekli takipçisi olmalı ve doğru beslenme alışkanlıkları konusunda örnek olmalıdırlar. İşte okul çağı beslenmesinde dikkat edilmesi gereken püf noktaları;

    • Kahvaltı günün en önemli öğünüdür. Kahvaltı öğününü atlamak çocukta yorgunluk, halsizlik, dikkat dağınıklığı yaratabilir. Kahvaltı yapan çocukların, yapmayanlara oranla okulda daha başarılı oldukları araştırmalarla kanıtlanmıştır.

    • Çocukların kemik ve diş gelişimi için günlük 2- 3 su bardağı süt veya yoğurt ve 1 kibrit kutusu kadar peynir tüketmeleri gerekmektedir.

    • Çocukların tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli bir biçimde alması oldukça önemlidir. Bu nedenle her öğünde süt, et, sebze- meyve ve tahıl grubundan bir yiyeceğin bulundurulması şarttır.

    • Okullarda Sağlık Banklığınca hazırlanan ve okullara gönderilen örnek menüler esas alınarak yemek menüleri oluşturulmalıdır.

    • Tüm gün eğitim veren okullarda bulunan yemekhane menülerinin bir diyetisyen tarafından çocukların ihtiyaçlarına uygun olarak hazırlanması gerekmektedir.

    • Gün boyunca zihinsel ve fiziksel performansın üst düzeyde tutulabilmesi adına ana ve ara öğünler yapılmalı, öğün atlanmamalıdır.

    • Ara öğünlerde enerji ve yağ oranı yüksek yiyecekler yerine taze- kuru meyveler ve süt- süt ürünleri tercih edilmelidir.

    • Açık havada satılan veya pişirilen, uygun ortamda hazırlanmayan ve saklanmayan besinlerden çocukların uzak durmasını sağlamak önemlidir. Bu tür besinler hem çocuğunuzun büyüme gelişmesi için ihtiyaç duyduğu besin öğesi ihtiyacını karşılayamaz, hem de besin zehirlenmesine neden olabilir.

    • Çocuklarınızın beslenme çantalarını akşamları kontrol edin. Beslenme çantasının dolu gelmesi onun başka bir şeyler yemeyi tercih ettiğinin göstergesidir. Ancak bu durumu çocuğunuzu suçlamadan onunla sohbet ederek irdeleyin.